Ön Yazı

Gernot Minke deyince, nereden başlamalı diye duruveriyorsunuz.

Yayınlarıyla, makaleleriyle, mimari deneysel çalışmalarıyla, doğal yapı malzemelerine katkılarıyla, insancıl yaşam alanlarının yaratılmasına öncülük etmiş ve referans olmuş bir duayen.

Bir de kendisini şahsen tanıyorsanız mütevaziliği ile, başkalarına ve düşüncelerine gösterdiği saygı ve dinleme merakı ile, onunla paylaşım çok daha derin bir anlam taşımaya başlar.

Yapı Biyolojisi ve Ekolojisi alanında ilk okumalarıma başladığım 1988 yılında elime geçen ilk kitaplardan birisi Gernot Minke’nin kaleme aldığı “Bauen mit Lehm” yazı dizisi idi. Her biri yaklaşık 80 sayfa, 6 kitapçıktan oluşan bu çalışma (Ökobuch yayınevi, 1986) yapı ekolojisini günümüze taşıyan en önemli yayınlar arasında yer alır.

Kendisiyle şahsen tanışmam ise 1991 yılında Alp’lerde bir Wannenkopf dağ evinde düzenlenen Yapı Biyolojisi seminerinde idi. Böyle birisi ile de ancak böyle bir ortamda karşılaşılır…. Daha sonraki yıllarda defalarca yollarımızın kesiştiği, konferans ve seminerlerde buluştuğumuz Gernot Minke’yi anlatan aşağıdaki yazının çevirmeni Damla Yağcı’ya da ayrıca teşekkür ederim.

And Akman

Yapı Biyolojisi ve Ekolojisi Enstitü ortak kurucusu ve direktörü

gernot minke
Gernot Minke (solda), And Akman (sağda)_ 2018 Yapı Biyolojisi Kongresi
EkolojiK Yapının Öncüsü

Prof. Dr.-Ing. Gernot Minke, profesör, araştırmacı, mimar, meslek kitabı yazarı ve sanatçı olarak yaratıcı bir hayata dönüp bakıyor. Bu röportaj ile çalışmaları hakkında genel bir fikir edineceğiz.

Emekli bir profesör, mühendislik bilimlerinde doktora yapmış bir mimar, meslek kitabı yazarı Dr.Gernot Minke gernotminke.de

Prof. Minke, mimarlık eğitiminden sonra, başlangıçta Stuttgart Üniversitesi’nin Hafif Yüzey Strüktürleri Enstitüsü’nde (Institut für leichte Flächentragwerke), Prof. Dr.-Ing. Frei Otto’nun asistanı olarak çalışmıştır. Daha sonra çeşitli yurtiçi ve yurtdışı üniversitelerde mimar ve doçent öğretim görevlisi olarak çalışmış, hafif konstrüksiyon, halat ve membran konstrüksiyonları ile ekonomik ve estetik açıdan çekici üst örtüler tasarlamıştır. Örneğin; bir yüzme havuzunun (1), bir spor salonunun (2) ve Guatemala’daki bir üniversitedeki açık bir festival alanının (3) üst örtüleri çalışmaları arasındadır.

36 yaşındayken Kassel Uygulamalı Bilimler Akademisi’ne (Gesamthochschule Kassel) atandıktan sonra ekolojik yapıya ve özellikle doğal yapı malzemeleri ile inşa etmeye yönelmiştir. 1982’de İsviçre dergisi “werk, bauen+wohnen” de çok dikkat çeken “Sanayileşmiş yapıya karşı ekolojik yapı” (Ökologisches versus industrialisiertes Bauen) makalesini yayınlamıştır. Aynı yıl ekolojik yapı üzerine bir çalışma grubu kurup ekolojik yapı için 27 maddelik bir ölçüm kataloğu hazırlamıştır. Bu çalışma, 1983’ten itibaren mimarlar Hegger, Hegger-Luhnen ve Schleiff ile işbirliği içinde gerçekleştirilen Kassel ekolojik yerleşim bölgesi planlamasının temelini oluşturmuştur. İlk evini Kassel’de kendisi için inşa etmiştir (4a + b). Bu sırada Avrupa’da toprak yapının öncüsü olarak kabul edilmiştir. Ancak profesyonel çevrelerde dolaşan “toprak yapının papası” (Lehmbaupapst) unvanını duymaktan hoşlanmamaktadır.

 

(1) Yüzme havuzu üst örtü, Bad Tölz, 1971
(2) Esslingen buz pateni pisti, 1976 – Schöfl ve Stöcker ile birlikte yapılan bir çalışma
(3) Kafeterya üst örtü Guatemala, 1981
(4a+b) Minke Evi, Ekolojik Yerleşim, Kassel, 1985

Röportaj

 

Mimar Friedemann Mahlke’nin, hayatınızın eserleri hakkında hazırladığı kitabın başlığındaki gibi, “hafif yapıdan toprak yapıya” (Leichtbau zum Lehmbau) geçiş nasıl gerçekleşti? Toprak yapıya olan ilginiz ne zaman başladı?

Richard Buckminster-Fuller ve Frei Otto’nun savunduğu gibi, mimaride hafif yapı uygulaması benim için çok sınırlıydı ve ekolojik yönleri özledim. 1974 yılında, şimdiki Kassel Üniversitesi (Universität Kassel) olan Kassel Uygulamalı Bilimler Akademisi’ne (Gesamthochschule Kassel) yapılan çağrıyı kabul ettikten sonra, aynı yıl orada “Deneysel Yapı Araştırma Laboratuvarı” nı (Forschungslabor für Experimentelles Bauen) kurdum. Bu kurumun başkanı olarak faaliyet gösterdiğim 38 yıllık süre içerisinde çalışanlarımla birlikte 50 araştırma ve geliştirme projesi gerçekleştirebildim. Projelerin çoğu toprak yapı malzemesi ve toprağın modern inşaattaki uygulaması ile ilgiliydi.

Her şey 1975 yılında DFG (Alman Araştırma Vakfı) tarafından finanse edilen “düşük maliyetli konut(Low-cost-housing) üzerine üç yıllık bir temel araştırma projesiyle başladı. Bu araştırmanın odağı; doğal, sanayileşmemiş yapı malzemeleri ve atık malzemeler ile inşa edilebilecek ucuz evler için; teorik olarak mümkün ve geleneksel olarak mevcut olan tüm tasarımları ve yapım yöntemlerini incelemekti. Bu süreçte, kum ve taşların yanı sıra dünyanın hemen her yerinde bulunan doğal bir yapı malzemesi olan kil ile defalarca karşılaştık. Olası uygulama yöntemlerini araştırdık, geleneksel sıkıştırılmış toprak tekniğini (Stampflehmtechnik) ve Nubian Tonozu (Nubische Tonnenbauweise) yapım yöntemini test edip geliştirdik ve uzun kil şeritlerle yapılan yeni inşa tekniğini geliştirdik (5).

Daha sonra, farklı kil türlerinin özelliklerini belirlemek ve bunlara özel test cihazları geliştirmek gibi birçok bilimsel çalışma eklendi.

Beni toprak ile inşaa etmeye yönlendiren ikinci olay da, alternatif bina alanında neler olup bittiğini araştırmak için ABD’de birkaç üniversiteyi ziyaret ettiğim ücretli bir araştırma izni oldu. Bundan dolayı, geleneksel kırsal toprak yapı örneklerini ve 1976’daki büyük depremin bu evler üzerindeki etkilerini analiz etmek için Guatemala’daydım. Bu durum, 1978’de Kassel ve Guatemala’dan öğrencilerle birlikte Guatemala’da bir prototip ev inşa etmek için kullandığımız, bambu takviyeli ve depreme dayanıklı yeni bir sıkıştırılmış toprak inşaatı fikrini doğurdu. 52 m2‘lik evin neredeyse tamamı yerel inşaat malzemelerinden inşa edildi, malzeme maliyeti sadece 800 dolardı. Bu benim için toprak yapı uygulamasındaki ilk adımdı.

(5) Kil şerit tekniği (Lehmstrang-Technik), 1985
(6) Ofis binası, Yeni Delhi, 1990
(7) Minke Evi, Ekolojik yerleşim, Kassel, Almanya, 1993
(8) Meditasyon salonu, Bad Zwestern, Almanya

Birçok ülkede toprak tonozlar inşa ettiniz ve kendiniz de toprak kubbelerin altındaki bir evde yaşıyorsunuz. Bu noktaya nasıl geldiniz ve hangi farklı kullanımlar için ve hangi iklim bölgeleri için toprak tonozlar yaptınız?

1982’de Mısır’ın New Gourna kentinde, Mısırlı mimar Hassan Fathi’nin evinde kalma ve toprak bir kubbenin altında uyuma fırsatım oldu. İşte o zaman kendime toprak kubbeli bir ev yapma arzusu oluştu. İlk başta çeşitli tarihi kubbe yapım yöntemlerini inceledim ve bunların bir kısmını Kassel’deki araştırma laboratuvarının test sahasında toprak yapı kursları kapsamında gerçekleştirebildik. Kalıp yapmadan kubbe inşa etmenin tarihi tekniklerine özellikle hayran kaldım.

Sorsum’da bir anaokulu

Ancak mevcut olmayan şey, geniş açıklık kubbelerin sadece bir toprak tuğla genişliğinden daha ince duvar kalınlığı ile çözülmesiydi. Bu nedenle, ilk olarak büyük kubbeler için optimum bir enine kesit şekli geliştirdik, bu da kubbede halka şeklindeki çekme kuvvetlerinin oluşmamasını ve sadece duvar kalınlığının ortasındaki basınç kuvvetlerinin dikey olarak aşağı doğru aktarılmasını sağladı. 1987 yılında teknisyenimiz Frank Millies ile birlikte bunun için bir rotasyon ölçer geliştirdik. Bu tekniğin daha büyük bir binada ilk uygulaması 1990 yılında Yeni Delhi’deki Hindistan Teknoloji Enstitüsü’nün (Indian Institute of Technology) bir binasında yapıldı (6). 1993 yılında Kassel’deki yeni evim bitti ve burada 3 farklı teknik kullanarak toplam 9 toprak kubbeyi gerçekleştirebildim (7). Farklı kullanımlar için: Hannover’deki EXPO 2002 dünya sergisinde, Afrika pavyonundaki bir kafe için 2 toprak kubbe inşa ettik. Wabern’de bir cami, Bad Zwesten (8) ve Hindistan’da (9) meditasyon salonları için kubbe ile kaplı kutsal mekanlar inşa ettik. Diğerlerinin yanı sıra; Brezilya’daki bir seminer merkezi (10), Bolivya, La Paz’daki Goethe Enstitüsü, Arjantin’deki bir ebelik okulu, Uruguay’daki bir kırsal komün ve Sorsum (11) ve Oranienburg-Eden’deki (12) anaokulları için çok amaçlı salonlar inşa edildi. Bu anaokulunun kubbesi, 11 m iç çapı, 6 m yüksekliği ve 30 cm duvar kalınlığı ile bugüne kadar yaptığımız en büyük kubbedir. Almanya’daki kubbelerin tamamı çalışma arkadaşım Tobias Weyhe’nin yardımıyla yapıldı.

(9) Meditasyon salonu, Abu Dağı, Hindistan
(10) Seminer merkezi, Brezilya
(11) Anaokulu, Sorsum, Almanya
(12) Anaokulu, Oranienburg-Eden, Almanya 2002

 

Toprak kubbeler konusunda sizi büyüleyen nedir?

Birçok yönü var: İlk olarak, mekansal deneyim: Kubbelerimin hepsinde, gündüzleri gökyüzünü ve bulutları, geceleri de yıldızları görebileceğiniz yuvarlak bir tavan penceresi vardır. Bu mekanda insan kendini güvende hisseder fakat bir mağara gibi kapalı değildir, yukarıdaki kozmoz ile temas hissedilir. Güneş parladığında günün herhangi bir saatinde odaya girer.

İkinci olarak, fiziksel iç mekan iklimi: Toprak, ısıyı ve nemi depolar ve böylece sıcaklık ve nem dalgalanmalarını dengeler.

Üçüncüsü ise, basit yapısal detaylar: Örneğin duvar ile tavan arasında malzeme veya sistem değişikliği yoktur, dolayısıyla ısı köprülerinden ve farklı deformasyonlardan kaynaklanan olası problemler bulunmaz.

Toprak yapılar konusunda öncü olarak tanınmanızın yanında, saman balyası yapıların araştırma ve uygulamasında da öncü çalışmalar yaptınız. Sonuçta, çalışma arkadaşlarınız Dittmar Hecken ve Friedemann Mahlke ile birlikte, 2000 yılında Almanya’da ilk taşıyıcı saman balya yapıyı inşa ettiniz …

Evet, bu yapıda 12 tonluk çatı, herhangi bir destek olmadan sadece 8 kat saman balyasına dayanmaktadır (13).

(13) Seminer binası, Kassel, Almanya, 2000
(14) Konut birimleri, Portekiz, 2006
(15) Konut birimleri, Portekiz, 2006: Saman balyaları özel bir testere ile konik olarak kesildi, böylece harç kullanılmadan kilitlemeli bir şekilde monte edilebildi.
(16) Konut birimleri, Buchberg-Wangelin, Almanya, 2013

 

Saman balyaları ile yapılan diğer öncü yapılarınız nelerdi?

2006 yılında Portekiz’de uluslararası bir atölye kapsamında 3 konut birimi olan bir bina inşa ettik. Bu binayı yük taşıyıcı saman balyası modülleri ile yaptık (14). Burada da yeşil çatının yükü, sadece bir kemer üzerine dizilmiş koni şeklinde kesilen balyalar tarafından taşınır. Bu sadece balyaların özel bir testere ile konik olarak kesilmesi ve böylece harç olmadan kilitlemeli bir şekilde monte edilebilmesi ile mümkün olmuştur (15). Muhtemelen ilk kez yük taşıyan saman balyalarından bir beşik tonoz inşa edilmişti. Aynı inşaat tekniğini Tobias Weyhe ile birlikte, 2011 yılında Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde bulunan Buchberg-Wangelin’deki 5 konut birimi için, yetkililerin onayını alarak gerçekleştirebildik (16).

Bundan bir yıl önce, arkadaşlarım Zuzana ve Björn Kierulf ve 2 uluslararası çalıştayda yardımcı olan birçok ilgili kişinin yardımıyla, hayalim olan dünyanın ilk taşıyıcı saman balya kubbeli tonozunu (Strohballen-Kuppelgewölbe) Slovakya’da gerçekleştirdik. Merkez kubbe, çalışma alanlarını, mutfağı ve giriş alanını kaplayan 8 adet yük taşıyıcı saman balya beşik tonozla çevrilidir (17).

Aynı zamanda yeşil çatıların da öncüsü olarak kabul ediliyorsunuz. Yeşil çatıları yapmaya ne zaman başladınız?

Bir araştırma dönemi boyunca, çatıların yeşillendirilmesi için çeşitli olasılıkları araştırdım. İskandinavya’da yaygın olan, katran (Holzteer) ve huş ağacı kabuğu (Birkenrinde) ile kaplanmış ancak genellikle 15 yıldan uzun süre dayanmayan tarihi eğimli çatılar buldum. İzlanda ve Amerika‘da sızdırmazlığı garantilemeyen turba çim çatılar (Torfsodendächer) ve uzun süre sağlam kalmayan katranlı kağıtla (Teerpappen) kaplanmış düz çatılar buldum.

Böylece 1978’de, endüstriyel olarak üretilmiş kaynakla birleştirilen bir plastik membranla kaplı, muhtemelen ilk eğimli yeşil çatıyı inşa ettik (18). Yeşil çatı, 15 cm alt katman ve yabani ot bitki örtüsünden oluşuyordu. Bu uygulama, bakım gerektirmeyen, uygun maliyetli kalıcı bir çözüm olduğunu kanıtladı. Daha sonra hem Rusya’nın aşırı soğuk iklimi hem de Brezilya’nın sıcak iklimi için tasarladığım binaların neredeyse tamamı hava koşullarından bitki örtüsü ile korundu.

Benim için yeşil çatı, bir çatı kaplaması için tek sürdürülebilir çözümdür. Ek ısı yalıtımı sağlar, mikro iklimi iyileştirir, bakım gerektirmez ve son derece uzun hizmet ömrü ile ekonomik bir çözümdür.

 

(17) Ofis binası, Slovakya, 2010
(18) İlk yeşil çatı, Kassel, Almanya, 1978

68’nci yaşınızı tamamlayana kadar, normalden üç yıl daha fazla, üniversitenizde profesör ve araştırmacı olarak çalıştınız. Bu süreden, üniversitedeki işinizden zevk aldığınız anlaşılıyor. Öğretiminizin odak noktası neydi ve araştırma ve uygulamadan elde ettiğiniz bilgi ve deneyimi nasıl aktarabildiniz?

Araştırma, uygulama ve öğretimi birleştirebilmeyi özellikle zenginleştirici buldum. Uygulamadan gelen sorular ve sorunlar araştırma görevlerine yol açtı, araştırmanın sonuçları ise öğretime dahil edildi ve pratikte uygulandı. Ayrıca çoğu kez öğrenci projelerini araştırma projeleriyle birleştirip pratik çalışmaları öğretime entegre edebildim. Örneğin, mimarlık derslerinin müfredatına dönem programının bir parçası olarak bir haftalık kompakt dersler ekledim. Bu çalışma, deneysel bir binanın veya daha büyük modellerin uygulanması da dahil olmak üzere o gruba özel belirlenen bir tema ile, sabahtan akşama kadar beş gün boyunca sürmektedir. Bu yoğun çalışma formunu hala birçok ülkede misafir profesör veya atölye lideri olarak yürütmekteyim.

Üniversite dışındaki ilgilenen kişilere toprak yapıya dair bilgilerimi aktarmak için, 1980’lerde beş günlük toprak yapıya giriş kursları başlattım. Araştırma laboratuvarının 2011’de kapatılmasına kadar, bazıları IBN için olmak üzere toplam 2.200’ün üzerinde katılımcıyla 88 kurs gerçekleştirdik. Dittmar Hecken şu anda Verden’deki Sürdürülebilir Kalkınma Eğitim Atölyesi’nde (Bildungswerkstatt für nachhaltige Entwicklung e.V.) bu kurslara devam ediyor.

Araştırma sonuçlarımız ve pratik deneyimlerim, davet edildiğim uluslararası kongreler ve yayınlarım aracılığıyla uluslararası alanda duyuruldu.

Evet, uluslararası olarak özellikle meslek kitabı yazarı olarak tanınıyorsunuz. Toprak yapı el kitabınız (Handbuch Lehmbau) 11 dilde yayınlandı ve “toprak yapının İncil’i” olarak biliniyor. Almanca olarak dokuzuncu baskı yayınlandı ve yayınevi Ökobuch Verlag’dan öğrendiğimiz üzere, toplamda yaklaşık 40.000 adet kopya basıldı. Diğer yüksek tirajlı kitaplarınız nelerdir?

İlk baskısını Friedemann Mahlke ile, ikincisini Benjamin Krick ile yazdığım saman balyası yapılar (Strohballenbau) hakkındaki kitap 8 dilde ve yeşil çatılar (Dachbegrünungen) hakkındaki kitap 6 dilde yayınlandı.

 

Son yayınlanan kitaplarınız nelerdir?

Dikey bahçeler hakkında bir kitap ile statik ve akustik olarak optimize edilmiş toprak kubbelerin yapımı hakkında küçük bir kılavuz yayınlandı. Ancak ikisi de yalnızca İspanyolca dilinde hazırlandı.

Konuşma için teşekkürler!

 

Kaynak: https://baubiologie-magazin.de/pionier-des-oekologischen-bauens/

Yazar: Yapı Biyolojisi dergisinin (baubiologie magazin) yayıncısı, Alman Yapı Biyolojisi Enstitüsü (Das Institut für Baubiologie + Nachhaltigkeit IBN)

Almanca’dan Türkçe’ye çeviren: Damla Yağcı