Günümüzdeki modern yapı ve yerleşim gerçeği, özellikle endüstriyelleşmiş toplumların soğuk, materyalist, doğaya yabancılaşmış ve sadece entellektüel bir gelişme gösterebilmiş olduklarını yansıtmaktadır.

Özellikle özlü düşünebilen alternatif mimarlardan yükselen ardı arkası kesilmeyen eleştiriler ve haykırışlar 20. yüzyılın mimarlığını şöyle karakterize etmektedir:

  • Endüstrileşme ile seri üretilen yapılaşma aslında bir yıkım oldu,
  • Anonim şablon mimarlığı,
  • Zorbalığa varan fonksiyonellik,
  • Monoton  bir kaos, kanser yapı,
  • Sermaye teşhiri,
  • Kültür kirlenmesi,
  • Kültür gösterisi olmak yerine dekoratif sanat sergilemek,
  • İnsanlık dışı mimarlık,
  • Görsel çevre kirliliği,

Kaostan çıkış yolunu önlemeye çalışan -her nedense var olan- muhalefet çok güçlü olmasa da, günlük yaşantımızı biçimlendiren bu hayal kırıklığı ve memnunsuzluk, aslında pozitif bir gelişmeye yol açabilir. Sorunu yapı biyolojisi yardımıyla kavramaya ve yanıtlamaya çalışırken yapı sektöründeki kültürel çöküşün sosyolojik nedenleri üzerinde durmak daha akılcı olacaktır. Ekolojik döngüler içerisinde tekrar yerini almasını istediğimiz hastamızın hastamızın, yani yakın ve uzak çevremizin, tedavisi için öncelikle açık bir teşhis gereklidir.

Maksadına uygun, başarılı reform çalışmaları gerek holistik bir görüş ile, gerekse  bütünsellik ile oluşabilecektir. Çarpıklığı kökünden yakalayıp, doğadaki ve beraberinde yapılaşmadaki nedensellik-etkileşim bütünlüğünü döngünün son halkasına kadar düşünmek gerekmektedir. Planlı, realist ve fanatizmden uzak bir disiplin ile.

Kentleşen insan, yaşantısının %90’ını doğal çevresi ile çelişen yapay ortamlarda geçirdiğinden, tümel psikosomatik bir iyileşmede özellikle inşaat sektörüne -üzerine düşen sorumluluk ve göstermesi gereken angajman açısından- önemli bir sorumluluk  düşmektedir. Doğal çevreler gibi, insanların inşa ettiği yapay çevreleri de bedensel ve kültürel sağlığımıza kavuşmamız, daha önemlisi sağlıklı kalmamız ve sağlığımızı kaybetmememiz için etkili, örnek mekanlar olarak düşünebiliriz.

Yapı teknolojisi ve yapı ekonomisinden çıkış yolu, yapı biyolojisi ve yapı ekolojisidir.

Yapısal oluşumların odağındaki insanın, sağlığı, erdemliliği ve ahlakı örgütlediği habitatları biçimlendirir. İnsan, doğa ve evren arasındaki uyum,ekolojik döngüler içerisinde yer almayan yabancı cisimler tarafından önlenmemelidir. Mimarların, yapı sahiplerinin, yapı malzemesi üreticilerinin, yapı ustalarının yanında, imar ile ilgili devlet dairelerine de, yapıların ve sitelerin planlanmasında, malzeme seçimlerinde ve ince yapı uygulamalarında önemli sorumluluklar düşmektedir.

Çeşitli bilim dalları yapı-kültürünün oluşumuna disiplinler ötesi bir formasyon ile katkıda bulunabilmelidir. Canlılar ile yapılar arasındaki bütünsel ilişkileri ele alan bir öğreti olarak yapı biyolojisine düşen görev, disiplinler ötesi bir koordinasyon sağlamaktır. Mimarlar ve imar durumlarından sorumlu yetkililer yaşamsal sorumluluklarının hakkını verebilmeli ve ekolojik döngüler içersinde kendini bulan  insanın yeniden akli-ruhsal bir duyarlılığa açılımına katkıda bulunmalıdırlar. Dayanışma içerisindeki gayretler ile, insancıl ve uyumlu bir mimarlığa doğru, geleceğe yönelik bir dönüşüm yakalanabilir.